Hayatın kaçıncı doğrusu ?

Düzenli düzensiz fiillerden arta kalan zamanlarda dolaylı tümleçlerede yer veriyorum kimi zaman, kurduğum cümlelerin hükmünü ve işleyiş gücünü değiştirebilmek için. Bir sonraki iklim kuşağını gözetmiyorum, çünkü içimde hep baharı yaşıyorum. Ama biliyorum içimdeki iklim hep bahar olsa da dışımın iklimi tenimi kavuran, donduran ve hatta soğuktan çatlatan bir kış… Kim bilir belki de yitik yarık yollara, yağmur yağmayan yerlere, el değmemiş topraklara, benimsenmemiş ve hiç değiştirilmemiş doğallığını koruyan bir ülkenin gizli kalmış köşesindeki kurak topraklara faydalıdır. Doğru ya … Bozuk bir saat bile günde iki kez doğruyu gösterir … Şimdi ömrümüzün kacıncı doğrusundayız ki … Kim aramışların listesine bakar olmuşuz, posta kutumuzu kontrol etmeyi bırakıp. Eski hevesini yitirmiş gelmesi gereken mektubu bekleme telaşı. Yerini yeni amaçlara, yeni istek ve arzılara iki bilinmeyeli denklem edasıyla bırakmış. Çünkü hep eksik kalanların sevdasıymış, tozlu ve puslu bir yolda… Karanlığın nedeni güneşin batması değilmiş oysa, içimizdeki karanlık tarafın dışa dönük yansımalarına neden olanlarımızmış … Bitmiş … Tükenmiş … ve Hatta birikmiş bir su birikintisinde ki yansıma kadar kirlenmiş ve bulanıklaşmışız … Çünkü bizler hep ya çamurun içinde yüzmeyi marifet bilmişiz yada bir avuç yağmurla yıkanmayı temizlik … İçimizdekileri değiştiremedikten sonra, ne kalır ki geriye … İçe bükey cümleleri kovalayan ve ben merkezcilikten uzaklaşmayan konuşmaları kovalar olmuşuz … Kimseyi beğenmeyen ve hep birilerini küçümseyen sohbetlere ortak olmuşuz … Kimine değer vermişiz kimine değer biçmişiz, aynı kulvarlarda koştuğumuzu unutarak. Yansımalara takılmış gözlerimiz, kamaştıran yükselme hevesi ve hep daha fazlası isteğinin esirleri… Bunlar anlamsız bir savaşın yeni neferleri … Düşünmeyi unutmuşuz … Bizden uzaklaşmasına vesile olmuş, tanrıyı sadece cümle içinde kelime olarak anar olmuşuz. Anı yaşamayı heves bilmiş, geride kalanları önemsememiş, geleceğimizi düşünemez oluvermişiz. Bu yükümlülüğü çekemiyor değilim artık … Anlamsız ve sıradanlaşmış kaygılarsa yoruyor içimin ve dışımın iklimini … Artık bozulmuş bünyemin iklim dengesi … Yağmurlar dışa değil içe akar olmuş … Yerler kurumuş bataklıklar tüm havzalara sahip olmuş … Çürümüş içimizde ki çocuğun nazik ve ufak kalbi … Sevmeyi de sevilmeyi de bir kaç dakikadan ibaret sanmışız meyerse … Haykırışları duymaz, içimizin bilinmezliğine ırak olmuşuz … Mızrak gibi saplanmamıyor artık ansız telefon cümleleri … Alıştım … Yoruldum … Yorgundum … Şimdi daha çok yoruldum … Çünkü sana hasret bir bünyeyle sana olan sevginin esareti altında, senin olmadığın bir dünya da sadece seni özler olmuşum …

Mehmet !


About this entry